Nihat GÜÇ

Nihat GÜÇ


Sen de Müslüman değil misin?

19 Ocak 2021 - 11:21 - Güncelleme: 28 Ocak 2021 - 13:15

Hava çok soğuk. Hareketsiz durmak neredeyse imkansız. Üşümemek için yerinde zıplayanlar bile var. Sıcak nefesiyle ellerini ısıtmaya çalışanlar da az değil. Herkes sıranın bir an önce kendisine gelmesini bekliyor. Aşı olup yapılması gereken işlere yönelecek insanlar. İşyerlerine girebilmek için belgeleri olacak bu vesileyle. Onca soğuğa rağmen her yer ana baba günü gibi kalabalık.
Günlük hayatta yapılacak iş ve işlemlerin neredeyse tamamı aşı'ya bağlanmış durumda. Aşı yaptırdığını belgeleyemeyenler hiç bir kuruma alınmıyor. Aşı yapmayanları adamdan saymayanların sayısı az değil. Hatta vatan haini ilan edenlere rastlamak bile mümkün.
Başı sonu görünmüyor aşı yapmak için bekleyen insanların sırası. Uzadıkça uzuyor kuyruk. Gelenler aşı yapıp gidenlerden daha fazla. Bu yüzden her geçen dakika kalabalık daha da artıyor. Kimisi lazım olmadığı halde aşı yapacak kimisi de mecburiyetten akın etmiş buraya.
Birkaç adım ileride sıra bekleyen adam ha bire konuşuyor. Nereden geldiği, nereye gittiği tam belli değil. Sanırım neyi savunduğunu bilen de yok. Muhtemelen kendisi de farkında değil. Bir önündeki adamla söz dalaşına giriyor, bir arkasındaki adamla tartışıyor. Sadece konuşmakla kalsa, sanırım herkes razı buna. El kol hareketleriyle çevresindeki insanların canını sıktığı yüz ifadelerinden anlaşılabiliyordu. Sesini yüksek perdeden kullanıyor olması yaraya tuz ekiyor gibiydi. Yaşına hürmeten şimdiye kadar kimse ses çıkarmadı.
Yakınlarında bulunup da sataşmadığı kimse kalmadı. Neyi savunduğu tam olarak anlaşılmayan bu zatı muhteremin giyim ve kuşamına bakılırsa yüksek tahsil yapmış birine benziyordu. Ortaya attığı iddialar karşısında küçük dilimi yutacak gibiydim. Karışmamak ve müdahale etmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Yalan söylüyorsunuz? İşte bu son söyledikleriniz de diğerleri gibi tamamıyla bir iftira? Biraz daha dikkatli konuşabilirsiniz." diyecektim, hava zaten soğuk üşüyordum. Başıma iş açmak istemediğimden münakaşadan uzak kalıyordum. Susmayı tercih ettim. Ancak nereye kadar susabileceğimi de kestiremiyordum tabi. Tam da "Böyle gitsin, nere kadar gidecek bakalım." diyecektim ki adam:
"Şu Müslümanlar sadece namazda yatıp kalkmayı biliyorlar, cami yapmaktan başka bir işe yaradıkları da yok." diye feryat etmeye başlamaz mı?
Her insan gibi benim de dayanabileceğim bir nokta var. Sınırı aşınca dayanamadım tabi. Eğer söylediklerini Ahmet, Mehmet gibi bir şahıs ile sınırlandırmış olsaydı yine de karışmayacaktım kendisine. "Şu Müslümanlar..." dediğinde bıçağın kemiğe dayandığını düşünerek kendisine:
"Niye?" diye sordum. Bana doğru döndü, kızgınlığını ifade edercesine dişlerini sıktı ve:
"Bir aşı bile bulamadılar. Üstüne üstlük biz Müslümanız diye ortalıkta da geziniyorlar." deyince.
Kendimden emin ve kararlı bir şekilde: "Siz de Müslüman değil misiniz?" diye sordum.
"Evet Müslüman! Bundan şüphen mi vardı?" diye cevapladı.
"Estağfirullah! Ne münasebet. Hiç bir şüphem yoktu. Sadece teyit etmek için sordum. Madem siz de Müslümansınız. Siz niye aşıyı bulmadınız? Allah'a inanmayan o insanların bulduğu aşıyı kullanmak için şimdi, bu soğukta burada sıra bekliyorsunuz?" dedim.
Bıçak gibi kesildi her şey. Kızgınlığını ifade edercesine dişlerini biraz daha gıcırdattı ve çekip uzaklaştı benden. Sıranın dışına çıktı. Ama sesi soluğu kesildi adamın. Sıra kendisine gelinceye kadar bir tek kelime dahi konuşmadı. Ben de oralı olmadım tabi. Kendisiyle konuşmamışız gibi sıranın bir an önce gelmesini beklemeye devam ettim.
Benden en az on beş metre uzakta, öylesine durdu. Alttan alta bana baktığı da oluyordu. Sırası gelince aşısını yapıp çekip gitti.
Önümde duran adam bana dönerek güleç bir yüzle: "Babana rahmet abi! Bizi büyük bir dertten kurtardınız! Keşke daha önce kendisine "Siz de Müslüman değil misiniz?" diye sorsaydınız. O kadar dırdırını çekmezdik bari." dedi.
Ben de: "Taşı gediğine koymak için biraz beklediğim doğrudur." dedim. 

Bu yazı 324 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum